IzleDost
Hoşgeldiniz
Giriş / Kayıt Ol

Nevroz 2011 Kutlu olsun - İmam Ali ve Alevilik

Nevruz bayramınız kutlu olsun.


Hak nasip eylese dergaha varsam,


Bir dem divanına dursam Ya Ali.
Eğilsem eşiğine niyaz eylese,
Yüzüm tabanına sürsem Ya Ali

Yüzüm tabanına sürdüğüm zaman,
Zerrece gelmezdi gönlüme güman.
Ali’m Düldül’e bindiği zaman
Önünde Kanber’in olsam Ya Ali.



Kanber gibi hizmetine yeldirsen,
Bir dem ağlatırsan bir dem güldürsen,
Çekip Zülfikar’ın beni öldürsen,
Elim eteğinden çekmem Ya Ali.

Çekermiyim eteğinden elimi,
Hak katında kabul ettiğim ölümü.
Doğru sürsek erenlerin yolunu
Mümince kullarım sevsem Ya ali.

Mümin olan neresinden bellidir?
Hakkı söyler nefesinden bellidir.
Erenlerin demi gonca gülüdür.
Tomurcuk güllerin dersem Ya Ali.

Mümin olan müslimi yetirse,
Yetirse de ayin-i ceme getirse
Dizini dizime verip otursa,
Doyunca yüzüne baksam Ya Ali.

PİR SULTAN’ım niyaz eyle pirine
Umarım ki dergah gire kalbine,
İnandın mı Hak Muhammed Ali’ye,
Bir gün fırsat elden gider Ya Ali.


Nevruz bayramınız kutlu olsun.
Nevruz Farsça bir kelime olup, yeni gün anlamındadır.
Nevruz, Ehl-i Beyt’i sevenlerin bayramıdır.
Nevruz, Hz. İmam Ali’nin doğum günüdür.Velayet nurunun dünyaya teşrif ettiği gündür. Konumuzda budur.

İnsanlar vardır; doğarlar, yaşarlar, ölürler. Yaşayış sayfasında bir izleri bile kalmaz, zaman alanında bir sözleri bile söylenmez, sanki doğmamışlardır, sanki yaşamamışlardır. Bir yıldız aksa göz alır, bir kuş uçsa kanadının sesi duyulur, halbuki bunlardan ne ses kalır, ne de bir nefes. Dünyaya gelmeselerdi hiçbir şey eksilmezdi, gelmişlerdir, yeryüzünde hiçbir fazlalık olmamıştır.
Halbuki insanlar vardır, ömürlerini sürüp giderler; fakat zaman onlar için akar, düşünce onların hayatını örer, inanç onlara bağlanır, düşmanlık onlara saldırır. Bunların adları toplumu sürükler, hatıraları devletler kurar. Bunlar için zulme göğüs gerilir. Bunlar için birlik- dirlik olunur.
İşte bu insanlar okyanus misali gibidirler. Okunup-okunup her defasında apayrı güzellikler keşfedilir. Düne - bugüne ve yarınlarımıza ışık tutarlar. İşte, ilmin şehri velayet ve imametin başı keremler sahibi fütüvvet (sır saklayan) ehli Hz. İmam Ali böyle bir değer, böyle bir anlamdır. Onun adı toplumu sürüklemiş ve onun adına barışlar ve savaşlar olmuştur. Aradan yüzyıllar geçmesine rağmen halen gönlümüzdedir ve halen onun manevi şemsiyesi altında milyonlarca insan birbirleriyle dosttur, kardeştir.
Hz. İmam Ali, Haşimi soyundan, babası Ebu Talip, annesi Esed Kızı Fatıma'dır. Hz. Muhammed'in amcasının oğludur. Hz. Ali'nin annesi Hz. Fatıma, Beytullah'ı (Kabe) tavaf ederken, doğum sancıları başlamıştır. Bundan sonra Kabe'nin içine girer, 21 Mart 598'de yani fil yılının Recep ayında, dışarıda tavaf devam ederken, içerde Şahı Velayet doğar.
Kabe'de dünyaya gelen tek insan Hz. Ali'dir. Hz.Muhammed, doğan çocuğa “Ali” adını vermiştir. (Ali: yüceliğin kaynağı, sahibi. Ulu.)
Hazreti Ali, Alevi yolunun kurucusu ve baş önderidir. Aleviler ona tarifsiz bir sevgiyle bağlıdırlar. Öyle ki, onu sevmek, dindir, imandır. Nitekim Hazreti Muhammed, "Ali'yi seven beni sever, beni seven Allah'ı sever." demek suretiyle Hazreti Ali sevgisinin İslam'daki yerini ve önemini çok açık bir biçimde dile getirmiştir.
Sevmek! Her şeyin başı…Sevmek demek, sevdiğine benzemek, sevdiğini takip etmek demektir. Onun yaptıklarını kabullenmek demektir. Kişi sevdiğine benzerse ne mi olur? İmam Ali’yi sevip ona benzemek demek; İslam’ı saf, arı, duru, göze gibi berrak, yani suyun kaynağında ki gibi tertemiz olmak demektir. İmam Ali ve Ehl-i Beyt’i severseniz, onun karşıtların da sevmezsiniz. Ve onlara benzemezsiniz.
Benzerseniz ne mi olur? Yezit gibi olursunuz. Haksızlığı, onursuzluğu, zulmü, riyayı, ahlaksızlığı da yadırgamaz, fiillerinize, yaşamınıza yansıtırsınız.
İmam Ali’yi sevmek demek, Allah’ın Resulünü de sevmek demektir. Allah’ın elçisini seven de; Allah’ı da sevmiş olur.
Onun için aleviler İmam Ali’nin yolunun takipçisi olmuşlar, yolunu sürmüşlerdir.

Konuşan dilim lal oldu
Çileler hep beni buldu
Gönül bahçem gülle doldu
Ali'yi sevdim seveli.

Ağlamak ağlamak değil
Gülerim hiç belli değil
Her derdime oldum gayil
Ali'yi sevdim seveli.

Elim ayağım tutmasa
Kimseler bana bakmasa
Ne gam bilirim ne tasa
Ali'yi sevdim seveli.

Garip Mikail'im ne ki
Bir şey mi oldum ben sanki
Bir insan olurum belki
Ali'yi sevdim seveli.
(Mikail)



Aleviler ona duydukları tarifsiz sevgi ve bağlılığın bir yansıması olarak onu çeşitli adlarla anmaktadırlar.
O, Şah-ı Merdan'dır. Yani yiğitlerin şahıdır.
O, Şah-ı Evliya'dır. Yani evliyaların şahıdır.
O, Şir-i Yezdan'dır. Yani Tanrı'nın aslanıdır.
O, Nihan'dır. Yani sırdır.
O, Şah-ı Velayet'tir. Yani veliliğin şahıdır.
O, Ebu Turab'tır. Yani toprağın babasıdır.
O, Bab'ül – İlim’dir. Yani bilimin kapısıdır.
O, Emir'ül - Mü'minin' dir. Yani İnananların önderidir.
O, Haydar'dır. Yani aslandır.
O, Vechullah'tır. Yani Tanrı'nın yüzüdür, tecellisidir.
O, Kur'an - Natık'tır. Yani Konuşan Kur'an'dır.
gibi daha pek çok lakapları vardır.

Kendisinin ilahi güçle donatıldığını ifade eden belirtiler daha doğum gününde görülmüştür. Hz. Ali'nin adeta kendi marifeti ile insanlara tebliğ edilecek olan yeni dinin yayılmasında Hz. Muhammed'in koruyucusu olarak yollandığı görülüyor. Hz. Ali'nin, Hz. Muhammed'in hayatının tehlikede olduğu her anda "Yetiş Ya Alî" dendiği an imdadına yetişmiştir. Bundan şunu çıkartmak lazım; eğer Hz. Ali olmasaydı bugün 1 milyarı aşkın İnsanın olmaktan mutluluk duyduğu İslâm Dini de belki de olmayacaktı.

Gözleye gözleye gözüm dört oldu
Ali'm ne yatarsın günlerin geldi
Korular kalmadı kara yurt oldu
Ali'm ne yatarsın günlerin geldi.
(Pir Sultan)

hz. İmam Ali; "Dondan dona" bürünendir.
Kâh Ali, Kâh Veli, Kâh Hacı Bektaş Veli, Kâh Pir Sultan, Kâh Mustafa Kemal'dir O...
Alevilik yedinci aşıra takılıp kalmaz. Yaşam devingendir, her an bir oluştadır.
O, "La Fetâ İllâ Ali"dir.
O, "fetâ" ehlidir.
O, gönülleri fethedendir. O fethini, Zülfikarıyla yapmıştır. Onun Zülfikarı iki çatallıdır, dilde iki çataldır. Diliyle irşat edip insanlığa ışık olmuştur... O, İslam aleminin irşat edicisidir. O, Velidir, Allah dostudur, imam’dır. (İmam; saf, günah işlememiş, masum anlamındadır. Onun için 12 ile sonlanmıştır.)

Noktadır O

"Biliniz ki bütün semavi kitapların sırları Kur'an'dadır ve Kur'an da olan bütün sırlar ise besmelededir. Besmelede olan bütün sırlar ise besmelede ki "B" dedir. B de olan bütün sırlar ise B'nin altında ki noktadadır. (İbrahim Kundizi, Yenebı-ul Mevedde)
Hz. İmam Ali de, "Ben B'nin altında ki noktayım" diye buyurmuştur.
B, Muhammed'dir, nokta, Ali'dir. "İlim noktadır, cahiller onu çoğaltmıştır," der. Kalemin ilk ve son yazdığı noktadır, noktaların birleşmesinden çizgiler oluşmuştur. "Evvel odur, ahir odur, zahir odur, batın odur." (Hadid, 3) O, "Kur'an-ı Natık tır. Yani, konuşan Kur'an'dır.

Gel ey vaiz Ali'nin Fazlın evveli Hûda'dan sor
Ali ta ibnî Adem olmazdan anı ta ibtidadan sor
Ali kimdir, veli kimdir, bilem desem bu esrarı
Anı hiç kimseden sorma, Muhammed Mustafa'dan sor

Ali'dir damadı Ahmet Ali'dir Mustafa'ya yar
Odur evladını Hakk yoluna kurban eyleyen Haydar
Ali'nin ettiğini etmemiştir hiçbir peygamber
Dile gel evliyadan sor dilersen enbiyadan sor.
(Agâhi)

Yüreği Rahmanla dolu gül yüzlü Sultan! Sonsuzluğun noktası İmam Ali! Haykırır insan olmasını beceremeyenlere: “Ey gaflete düşenler! Ey kendini tanımazlar! İçinizde ki Hakkın sesini duysanıza... Sanki hayvanlarsınız, çoban sizi hastalıklarla dolu bir otlağa sürüyor; Dertlerle dolu bir sulağa baydırıyor. Hayvanlar da otlatılıp semirtildikçe, başlarına neler geleceğini bilmezler de kendilerine lütfediyorlar, ihsanda bulunuyorlar sanırlar. Günlerini, yalnız o gün bilirler; işlerini, yalnız otlayıp sulanmak zannediyorlar.” (Hz. Ali, Nehc’ül - Belaga, Çev. Abdulbaki Gölpınarlı, Der yay. s.69)

Derdimin dermanı sensin
La Feta İlla Ali
Ömrümün mimarı sensin
La Feta İlla Ali

Çün beşerden geldi doğdu
Bu Virani anadan
Döndüren devranı sensin
La Feta İlla Ali.

Yüzyıllar öncesinden geleceğin cahillerine cevap verir: “Gücü, kuvveti, kerameti vardı da kendini niye koruyamadı?” “-Dileseydim, bağlar, bahçeler alır, gökte uçan kuşlara hükmeder, yeryüzünün bütün vahşi hayvanlarını derler, toplardım; buna da gücüm, kuvvetim yeterdi. Fakat böyle yapsaydım bela ortadan kalkar, yapılan işlere verilecek karşılıklar hiçe gider, haberler yok olur, yiterdi; o zaman, zahmete düşenlere ecirler (mükafatlar) verilmez, inananlar, ihsanda bulunanların sevabını elde etmezler, adlar da anlamlarına uygun düşmezdi.” (a.g.e.127)

Oğlu İmam Hasan'a seslenir:

"Oğulcuğum , benden dört şey belle, işlediğin zaman sana zarar vermeyecek dört şeyi de aklında tut. Zenginliğin en üstünü akıldır; yoksullun en büyüğü ahmaklıktır. Korkulacak şeylerin en korkuncu kendini beğenmektir, soyun sopun en yücesi güzel huy'dur.
Oğulcuğum, ahmakla eş dost olmaktan sakın, sana fayda vermek isterken zararı dokunur. Cimri ile eş dost olmaktan sakın, ona en fazla muhtaç olduğun zaman yardımına koşmaz, oturur. Kötülük edenden eş dost olmaktan sakın, o pek az bir şeye seni satar gider. Yalancıyla eş dost olmaktan sakın, çünkü o, seraba benzer; uzağı yakın gösterir sana, yakını uzaklaştırır senden." (a.g.e. s.412)



Mısır valisi Malik Bin Ejder'e seslenir:

"Halka merhametle muameleyi kendine adet et onları sevmeyi, onlara karşı, yiyeceklerini, içeceklerini, ganimet bilen yırtıcı bir canavar kesilme, çünkü halk iki sınıftır. Bir kısmı dinde kardeştir sana, öbür kısmı yaratılışta eştir sana, yaptığını çok görmekten de çekin. Vaadince de vaadinden dönme, başa kakmak, ihsanı yok eder. Yapılan iyiliği çok görmek, büyük saymak gerçeğin ışığını söndürür. Vaatten dönüş, Allah'ın gazabını, halkın nefretini mucip olur. (Mısır valisine mektuptan)
Yüce Allah, "Allah katında en beğenilmeyen şey yapamayacağınız şeyi söylemenizdir"

Başka bir ilin valisine seslenir:

"Ey İbrahim! Duydum ki bir zenginin sofrasından diğer zenginin sofrasına koşuyormuşsun, Hiç düşündün mü o sofradaki yemeklerin helal mı haram mı olduğunu. Hiç düşündün mü o sofranın atıklarını dahi bulamayan insanların varlığını, hiç düşündün mü kenar mahallelerde açlıktan insanların öldüğünü. Düşün ve yine düşün, düşündükten sonra yiyebilirsen ye. (a.g.e.s.299)

Her şeyi Allah'ın kaza ve kaderine bağlayanlara seslenir:

"Yazık sana, sen kazayı yerine gelmesi, kaderin mutlaka olması gerekli sanmadasın. İş böyle olsaydı sevap ve ikap (eziyet) batıl olur, vaat ve vaadin ortadan kalkması icap ederdi. Oysa ki noksan sıfatlarda münezzeh olan Allah, kullarını yapacakları işlerde muhayyer bırakarak emretmiş, kötülüklerden çekinmelerini bildirerek nehyetmiştir. Emir de, nehiy de, kullun ihtiyarını ortadan kaldırmamış, kudretini yok etmemiştir. Onlara kolay olanı teklif etmiş, zor olanı buyurmamıştır. Az iyiliğe çok sevap vermiştir. Kul mağlup olarak isyan etmez, mecbur olarak itaatte bulunmaz. O peygamberleri bir oyun için göndermemiş, kitabı abes olarak indirmemiş, gökleri ve yeryüzünü, ikisi arasında yaratılanları boş yere yaratmamıştır. Bu kafir olanların zannı. Artık vay haline kafirlerin" demiştir. (a.g.e.392)


"Hakimiyet Allah'ındır" diyenlere seslenir:

"Evet hakimiyet Allah'ındır ama, devletleri insanlar yönetir."

Mal varlığı:

Bir ev, bir sedir, bir hurma lifi minderi, bir kilim, birkaç yatak ve örtüsü, bir su kabı, bir takım elbise.
“Andolsun Allah’a ki şu yünden dokunmuş abamı kendim yamadım; yamattığım kişiden utandım artık; çünkü bana bu kadar yamadan sonra hala mı giyeceksin , atmayacak mısın bunu? dedi. Ben de, uzaklaş benden dedim.’’ (a.g.e. s.51)

Geleceği görür:

"İnsanlara bir zaman gelip çatar ki o zamanda Kuran'dan ancak eser ve yazı, İslam'dan da isim kalır, o gün insanların mescitleri mamurdur yapı bakımından; haraptır hidayete mahal olmak bakımından. O gün mescitlerde oturanlar, onları yapanlar, yeryüzünün en kötü kişileridir; fitne onlardan çıkar, suç ve hata onlara sığınır. Kim o fitneye girmemek isterse sürüp götürürler, kim geri kalırsa yürütüp alırlar. Noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah buyurur ki: Zatıma and olsun ki ben, o kavme öylesine bir fitne gönderirim ki bilim sahibi bile şaşırır kalır ve o fitneye dalar. Biz Allah'ın bağışlamasını, gafletle ayağımızı kaydırmamasını dilemekteyiz." (a.g.e. s.410)

İmam Ali'yi tanıyalım:
Peygambere sorarlar; -Ey Resulullah! Neden herkesten çok Ali'yi seversin? Peygamber: -Neden çok sevdiğimi anlatayım mı? der. -Anlat, derler. Peygamber sorar: -Size sormak isterim; birisi size kötülük yaparsa siz ne yaparsınız?
- İyilik yaparız efendim, derler. Peygamber:
-Yine kötülük yaparsa?
-Yine iyilik yaparız..” Soruyu tekrar eder;
-Yine kötülüğüne devam ederse? Cevap verirler:
-Düşünürüz efendim, derler. Peygamber:
-Çağırın Ali'yi” diye buyurur. İmam Ali gelir, peygamber İmam Ali'ye sorar;
-Yâ Ali! Sana birisi kötülük yaparsa sen ne yaparsın?
Düşünmeden cevap verir:
-İyilik yaparım, der. Peygamber yedi kez tekrar eder. İmam Ali yedi kez "iyilik yapacağını" beyan eder. Son defa sorunca da o iyiliklerin şahı şu mükemmel cevabı verir:
-Yâ Resulullah! Kötülük yapan kötülüğünden usanmıyorsa, ben iyilik yapmaktan niye usanayım ki!
Peygamberimiz soru soranlara döner; Neden çok sevdiğimi şimdi anladınız mı? der.

Ey benim Şahım, sığınağım,
Fazlı Rahmanım Ali !
Selam ey Şah-ı Merdan Ali!
Selam ey Fazl-ı Yezdan Ali!
(Seyyid Nesimi)

Adaleti:

Hz. Ali'nin huzuruna hırsızlık yapmış birini getirirler. Sorar: -Neden hırsızlık yaptın?
-Çoluk, çocuğum açtı, işimde yok, mecburdum.
-Götürün bunun ellerini ve ayaklarını hırsızlıktan kesin" der. Götürürlerken hırsız;
-Ya Ali! Sen adaletliydin, yoksulun babasıydın, bu mu adaletin? Deyince, Hz. Ali:
-Geri getirin onu, ne yapıyorsunuz?
-Efendim, ellerini ve ayaklarını kesin diye buyurdunuz biz de kesmeye götürüyoruz."
Hırsızlık yapanı yanına alır;
-Çalmaman için ne gerekliydi? Hırsız:
-Üç akçem olsaydı, çalmazdım, der,
Hz. Ali, çıkarır üç akçe verir ve git işini kur, bir daha hırsızlık yapma, der.Hırsız huzurundan ayrılırken.
-Yapar mıyım ya Ali! der.
Hz. Ali, hırsızın peşinden şöyle seslenir;
"Ben bunun, ellerini ve ayaklarını hırsızlıktan kestim."
Sıffiyn Savaşında yüzüne tüküreni öldürmez bağışlar.
-Niye öldürmüyorsun, diyenlere; "Ben nefsim için adam öldürmem ki," der.
-Ya Ali, seni çok seviyorum, diyene; “O zaman belalara hazır ol” der.

Dedim ki; Güzel yüzün niçin benden gizlidir?
Dedi ki; Hicap sendedir yoksa yüzüm açıktır

Dedim ki; Senin izin nerededir kimden sorayım?
Dedi ki; Kimden soracaksın benim izim belirsizdir

Dedim ki; Senin hüznünü anmak sevinçten iyidir
Dedi ki; Bizim yolumuzda hüzünlenmekte sevinçtir

Dedim ki; Senin sevginin gizli ateşi yaktı beni
Dedim ki; Ayrılık ne zamana dek? Dedi ki; Sen oldukça

Dedim ki; Nefes bu mudur? Dedi ki:Tek sözüm budur
Dedim ki; Hüznümü artır. Dedi ki; Hüzün parasızdır
Dedim ki; Hacetim var. Dedi ki; İste bizden

Dedim ki; Bu yarım canımı benden kabul et
Dedi ki; Sakla canını, can senin hüzünlendiğin yerdir

Dedim ki ressama; hayatın bir resmini çizsene
Ressam kalemiyle derya sahilinde bir köpük çizdi

Dedim ki; Allah adamlarının resmini çizsene
Çölün ortasında tek ve yalnız bir ağaç çizdi

Dedim ki; bu zamanın namertlerinin resmini çizsene
Mevla’nın peşinden koşan bir hançer çizdi

Dedim ki; beni maksada kavuşturacak bir yol çiz
Sevgi, aşk, mestlik ve sessiz münacatı çizdi

Dedim ki; Leyla ile Mecnun’un bir resmini çiz
Ali'nin resmini Zehra'nın yanına çizdi

Dedim ki; kağıdın üstüne aşkı çizsene
Bela çölünde susuz bir Alemdar çizdi

Dedim ki; gurbeti, mazlumluğu ve cefayı çizsene
Düşündü, Taha'nın dört köşe toprak kabrini çizdi

Dedim ki; hayatım hep sıkıntı ve zorlukla geçti
Ah çekip ağladı, Zeyneb-i Kübra'yı çizdi

Dedim ki; dertlerimi kime anlatayım ey refik?
Mehdi'nin resmini çizdi hem de ne güzel çizdi

Dedim ki; Hüseyin'in de yüzünü çizer misin?
Dedi ki; işte bu bir taneyi tek olan Allah çizdi.
(Caferi Yol Dergisi, Sayı 7)

Der ki:
“Zaman iki türlüdür; Yâ sana yar olur, ya da aleyhine döner. Yar oldu mu, aldanıp gaflete düşme; aleyhine döndü mü de dayan.” (a.g.e.s.407)

Hz. İmam Ali ölümsüzdür:
“Bilin ki bizden olup da ölen, ölü değildir, diridir; ölmez. Bizden olup da çürüyüp giden çürümez. Bilmediğiniz sözü söylemeyin; çünkü gerçeğin çoğu, inkar ettiğiniz şeylerdedir. Aleyhine kesin bir deliliniz olmayan kişiyi mazur tutun; o kişide benim. Sizin içinizde, sizin aranızda iki değer biçilmez şeyin büyüğüyle amel etmedim mi ben; iki değer biçilmez şeyin küçüğünü aranızda bırakmadım mı ben? İçinizde iman bayrağı diktim; helal ve haram sınırlarını size öğrettim; adaletimle kötülüklerden kurtuluş elbisesini size giydirdim; sözlerimle, hareketlerimle hayrı, gerçeği buyuruş yaygısını size yaydım; en güzel huyları bizzat size gösterdim. Gözün, gözünü sezemediği, düşüncenin, künhüne eremediği reylere uymayın onlarla amel etmeyin.” (a.g.e. s.66).
Hicretin 40. yılında Ramazan ayının 16'sında sabah fecir de kapısının önünde İbni Mülcem mel'unu tarafından zehirli hançerle yaralanır. Zehrin vücuda yayılması üzerine üç gün sonra 19 Ramazan 40 Hicri tarihinde şehit olur. (Miladi 24 Ocak 661. Ömrü: 61 yıl, 10 ay, 3 gündür.)
Kendisini öldüren katili için: "Korkmuştur, ona süt içirin.” Çocuklarına da vasiyet eder; "O'na zulüm etmeyin, bana ne yedirirseniz ona da yedirin, ölürsem kısasa kısas yapın," der. Türbesi, Irak'ın Necef şehrindedir.
Hz. İmam Ali’nin yakarışıyla yazımıza son verelim.
“Ey yüceltilecek şeyleri yücelten, yayılacak şeyleri yayan, bizleri var eden! Ruh veren Rahman ve Rahim olan Allah! En yüce rahmetinle bizlere rahmet et; bereketlerinden bereket ver…
Ey hakkı hak edip yayan, ortaya koyan Allah’ım! Yüce Peygamberinin ışığıyla gönlümüzü aydınlat. O’nun gönlünde gizlediğin, sakladığın bilgilerden bilgilenmemizi sağla. Karanlık günlerimiz de tanığın olacak Resulu’nun Ehl-i Beyt’i aşkına manevi gölgende yer ver bizlere. Eksikliklerimizin sorulacağı günde sevdiklerinin hakkı hürmetine yüce sevgini esirgeme. Onu elçi olarak gönderdiğine karşılık tanıklığını kabul et ve o tanıklığın hürmetine bizlere şefaat kıl..
Allah’ım! Resul-u Ekrem’in manevi gölgesinde sevdiklerimizle birlikte sığınıp, kurtuluşa erenlerden eyle. İhsanından olasıya hayırlar üstüne hayırlar ihsan et. Ehl-i Beyt’i Ali Aba’ya kurdurduğun yapıya bizleri de dahil eyle. Katında amel derecemizi yücelt. İkrarımız adaletine uygun olsun. Gerçeğimiz batıldan ayrı olsun.
Allah’ım, güzel yaşayış, nimetler elde ediş yurdunda, dilenen zevklere, istenen lezzetlere nail olarak, tam ve gerçek olan ikrarına nail ve bizleri Ehl-i Beyt’inin katarına dahil olmamızı nasip eyle...
Allah’ım imam olarak gönderdiğin şahımız imam Ali’nin dualarında ki sırra nail eyle.
Kahrının ve azabının karşısında bizleri de dostlarına ve sevdiklerine dahil eyle. Yaratılış sırrına ererek yüce katına gelmemizi ve sevdiklerine nail olmamızı yüce kereminle lütfeyle. Yakarışlarımız sanadır, kabul eyle. Gerçeğe Hû ”(a.g.e.den derleme)

Musa'sız Musevilik, İsa'sız Hıristiyanlık, Muhammed'siz İslam nasıl olmazsa, Ali'siz Alevilikte olmaz. Alevilik, Ali'den yana olup, "Hakk - Muhammed - Ali" yolunu sürmektir.
Sürenlere bin selam olsun....
Sultan Nevruz Bayramınız kutlu olsun.

Ali Rıza UĞURLU


Yorum Yazın

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın.

İgili Makaleler

RSS
sinema sinema